August27
Saat 8:15. Yurttan çıkarken çimlerin köşesinde, uzun boylu yaşlı ama dinç bir adam. Ağır ağır attığı adımlarıyla, benimle aynı minibüse doğru ilerlemekte. Her zaman olduğu gibi bu herhangi insanında hayatını merak ediyorum ve soruyorum içimden, “nereye?” Cevap veriyor “evime”. Bu sefer sordun mu diyorum kendime. Bir cevap daha “evet”. Sonra kafamı sallıyorum uyku sersemliği. Kendisinden de yaşlı gözleriyle bakıyor bana sanki “manyak” dercesine.
Sadece öğrenmek istiyorum oysa ki. Hayatında öğrenmeye değer hiç mi birşey yok? Niye sormuyorum ki, aslında yaşlılar anlatmayı sever, neden yanlış anlasın? Bu sırada adama bakmamaya çalışıyorum, çünkü cesaretimi toplayıp sorabilirsem, “niye bakıyorsun?” demesi istediğim son şey.
Kuruyorum kafamda, mesleğini karısını, çocuklarını…
“Bilkent köprüsünde inebilirmiyim?” Yine kaçırıyordum durağı.
Ve yaşlı adam da benimle aynı durakta iniyor. Köşede yine dilenci dua ediyor ama ekliyor arada “almadan geçme bir lira” Ters ters bakıyor adam, ben alt geçide giderken kendisi üstten devam ediyor. Yollar ayrılınca kafamdan da çıkıyor.
O noktada düşündüğüm artık dilenci, o var merak listemde, onun eşi, onun çocukları… Ne hayatlar var be diyorum, kafamda kurduğum dilenci hayatı için. Kadın ne çekmiş diyorum ve üzülüyorum kafamdaki ucuz tv dizisi tadındaki hayal ürünü yaşamda ki kadın adına.
Sonra staj, bilgisayar ve işte 10 dakikalık bir yurt-staj yolculuğunun daha sonu….
March4
Sürekli uzun dönem planlar yapmamak konusunda kendimle kavga içerisindeyim. Ama olmuyor. İnsan illaki kuruyo üç beş hayal, hayal biraz abartı oldu beklenti diyelim. Daha sonra bir balyoz gelip dağatıyor ne varsa insanın aklında. Balyoz dediysem benim başıma genelde pek iyi huylusu gelmediğinden. (Darbe söylentileriyle bir alakası yok anlıyacağınız.)
Bir müsibet bin nasihattan iyidir derler ya, dağıtıyorum bütün kurulu fikirleri. Kısa dönem gerçeklere yöneliyorum. Şu anda oralarda bir yerlerdeyim, kısa dönemlere yakın. Ama farkında olduğumda bir durum var. Hala, hali hazırda kurulu üç beş uzun soluklu planlar olması.
March4
Bir halısaha maçı. Futbolu baya seven bir zatı muhterem. İleride nadir oynamanın verdiği gazla koşar, durmak için sağ bacağı basar, durur, ama duramaz. Bir ses gelir. Uzaklardan değil, yakından, dizden gelen bir selzeniş “gırç”. Bu nasıl bir acı dizimden yükselen, topu yan bahçenin sahibi amca tarafından kesilmek üzere olan çocukcasına.
Tıbbi müdahele ve benzeri sonucu tespit. Ön çapraz bağ rüptürü. Kopuk falan gibi bişey kanımca. İnsan daha sonra anlıyor o ilk anın acısını. Sorun kopan biyolojik bağ değil, sorun sporla kopan bağlar.
Böylelikle bir yazıda dizimde kopan, yırtılan zedelenen bütün bağlara gitsin…
February25

Çok sevdiğim Babür amcanin yaptığı resimlerin internet gibi bir kitle iletişim aracıyla insanlara yayılmasını istedim. Bu sebeple hem yeni yeni öğrenmeye başladığım internet tasarımını deniyeceğim hem de kendisinin yapmış olduğu resimleri internet dünyasına kazandırmış olacağım. Resimlerin arasında bir kaç kara kalem çalışma da mevcut, umarim beğenirsiniz.
Galeri için tiklayiniz.
(galeri sayfası hakkında ki önerileriniz için şimdiden teşekkürler)
December20
50 cent var mısın yokmusuna katılıyor ve işte yaratıcı türk insanı tempo tutuyor “50 cent, 50 cent” diye. Sanki futbol maçı izlercesine. Ben beklerdim ki daha yapıcı olaylar olsun. Sonuçta Acun Ilıcalı Türkiyede televizyon namına büyük şeyler yapmış bi insan. Ne biliyim seyirciler iki gruba ayrılıp “siyah, siyah, en buyuk, 50 cent” tarzı bi organizasyon olabilirdi(Neyse format biraz siteye uymaya başladı). Sonuçta kapalı kutulardan büyük mü küçük mü çıkacağının tarşılıdığı ve Hamdi beyin döviz kurunu belirlediği canım ülkemde insanlar “50 cent” diye bağırabilirler. Ama kapalı sandıklardan büyük mü küçük mü çıkcağının tartışılmaya başlanacağı ülkemde umarım insanlar sandık açtırma kararlarını “hissediyorum kırmızı” şeklinde değilde, musluktan akan suya göre verirlerse, temmennim odur ki hamdi bey belediye başkanı olur, Ankara temiz kullanma suyuna kavuşur. Var mısın yok musunda da teklifi emekli belediyecilerimizden biri yapar. Bu durumdan da beklentim büyük. Tek amacım gemicik tabirinin teklifcik olarak değişmesi ve kolay yoldan para kazanma hırsı içinde olan bizleri bi nebze daha mutlu edicek yeni teklifciklerin olması. Hadi hayırlı tıraşlar.
November2

Üç bilemedin dört erkek bireyden oluşan bir gruba dahil olmamış hemcinsim olmadığına inanarak bütün erkeklere sesleniyorum, bu çileyi hepimiz çektik. Ergenlik çağına yeni girmiş insan erkeği çok zorlu bir dönemdedir. Hem cinsleriyle yaptığı saçma muhabbetler (bu durum kalıcıdır ve zamanla saçma olmadığı inancı başlar ki tehlikeli) onu eğlendirsede karşı cinside etkilemek istemektedir. Rakamları verdiğim üzere üç dört kişiden sonrası problem çıkarmakta. Çünkü etkilenmek istenen karşı cinsin bu sayıdan daha fazla yoğunlukta bulunması pek olası değildir. İşte altın sır burda devreye girmekte (bkz: Şekil A -hep ciddi anlamda kullanmak istemişimdir-). Divide and Conquer diye adlandırdığımız savaş taktiği burda imdadımıza yetişmekte. Gruplara ayrılmak en mantıklı çözümdür. Ben yaptım ve bunu yaptığım insan erkeği grubun da bulunan arkadaşlarımın isimlerini burda vermek isterdim ama imkansız. Başta belirttiğim üzere yapılan saçma muhabbet devam etmeli. Neyse sonuç ilk yazıda belirttiğim üzere bu site genel saçmalama alanı, ciddi gibi görünsemde yine saçmala taraftarıydım. “Şekil A” dediğimiz karikatür ise bu saçmalamada az da olsa mantıklı olan kısıma mizahi bir boyut ekleyip benim espri anlayışımın yetersiz kaldığı yerde okuyanlara teselli ikramiyesi olsun diye koyulmuştur. Güneş ardından doğarken tepelerin, gözlerinden öperim bütün teletabilerin.
November2
Yağmurlu bir kış akşamı, hava soğuk, insanlar karamsar. Bursa Gemlik’te olağandışı birşeyler olmakta. Bir kadını doğuma yetiştirme çabası var. Arabada 4 kişi olmayı bekleyen 3 kişi. Sürücünün ayağı gazda. Bütün çabalar faydasız çünkü gelen dördüncü kişinin acelesi var. Ama temkinlide. Uygun anı kollamakta ve işte o an.
Araba hastane kapısına vardığında kendini güvende hissetmiş olacak ki, o güzel, gökleri delen, mavi gözlerini demek isterdim ama sıradan da olsa sahibine yeten gözlerini açıyor dünyaya: Hello World!.
Hello World başlığı kendinden geldiği için böyle bir başlangıç yapmayı öngördüm. Sitenin not defteri şeklinde olmasını tercih ettim çünkü derslerde canım sıkıldığında bir not defterinden kağıt koparır ve saçmalarım. Bu sitede de arada bir mantıklı şeyler yazmaya çalışacak olsamda genelinde kendi saçmalıklarıma yer ayıracağım için not defteri ideal bir görüntüydü. Bu blog olayından pek anlayan bir şahıs olmadığımdan yazdığım şeylerde gariplik sezerseniz alıcılarla oynamayın, çünkü yazılanların garip olması için özenle uğraşılacaktır.
Saygılar Hakan Sözer.