Hakan Sözer

Yel Değirmenlerine Karşı Don Kişot Muyum?

İşte dört gözle beklenen ikinci yazı

June24

Başlıktan da anlaşılacağı üzere ortadoğu ve balkanların en mütevazi bloguna hoş geldiniz.

Ve işte beklenen yazı. Yoğun istek üzerine serinin ikinci yazısı hakansozer.com da. İlk yazıdan bir alıntıyla başlıyım. “Bir daha ki yazıya daha az iş daha çok İstanbul aktarabilmek dileğiyle.” demiştim. Keşke başka birşey isteseymişim. Son yazıyı yazdığımdan beri birkaç değişiklik oldu açıkçası. Özellikle staj konusunda. Son yazıdan beri iki hafta geçtiğini düşünürsek ben şahsen kendim stajda iki haftadır yatıyorum. Girişte staj kısmından bahsettiğime göre iki kısıma gerek kalmadı ben direk olayın İstanbul kısmına geçiyim.

Toplu taşımayı an itibariyle çözmüş bulunmaktayım. Zaten bişeyde yok çözmeye. Stajyer başka bir arkadaşında dediği üzere kaybolmasıda kolay yolunu bulmasıda. En güzel yanı her hangi biryerinde ki bir duraktan %100 üstünde taksim yazan bir otobüs geçmesi. Taksim dende yolunu bulamıyan an itibariyle browser ın sağ üstündeki çarpıya basarsa sevinirim (woofer ve diğer mac insanları için durum biraz daha farklı :D). Neyse zaten önemli olan adım browser kapandıktan sonra. Bir adet köprü tercihen Boğaz Köprüsü bulup atlanması rica olunur. Fatih Sultan Mehmet köprüsü yalan zaten bu ara, o trafikte intihar bile edemez insan.

Gezdim ey insanlar. En azından hafta sonları. Ne güzel bir durumdur ki gezerken ki tek sorunum İstanbul da buluşucağımı söylediğim bütün arkadaşlarla buluşmak için zaman ayarlamaktı. Ama zamanlar ayarlandı falan fistan, hem bütün arkadaşları görmüş oldum hem İstanbul’u gezdim. Neyse artık bu yazıyla yetinmek lazım. Ne kadar pek bir iş yapmıyor olsamda yinede sabah altıda kalkmama sebep oluyor kendileri.

İnsan bina yapıyorum diye konser verirmi kardeşim. Arka fonda Tarkan, insanı eritme çabası içinde bir hava ama ben uyudum uyudum uyudum…

Ve Staj Başlar

June10

Gecikmelide olsa staj günlüğünün ilk yazısı. Bugün stajın üçüncü günü ve her gün yazmayı planladığım bu yazı olayı ilk günden sekteye uğramış durumda. Açıkçası bu kadar çok zaman kaybettireceğini düşünmemiştim. Çok uğraşmamakla birlikte İstanbul trafiğinde gittiğim yol, yol değil. Neyse Üç günün kısa bir özetini geçiyim fazla uzatmadan.

Daha önce belirttiğim üzere dört adet simulatör mevcut. Onlara yaklaşmaktan daha öteye gitmemiz pek mümkün değil. İlk gün yanına yaklaşamadığımız simülatörlerle ilgili bir kaç şey okumuş olsamda geçirdiğim üç gün sonunda bu bilgilere pek ihtiyacım olacağını düşünmüyorum. Çünkü pazartesi günüyle birlikte başlayan maratonda yaptığım işler genel olarak bilgisayar teknisyenliği olarak adlandırılabilir. Bilgisayar ve printer kurmak, bilgisayarlarda yüklü programlarda yaşanan hataları düzeltmek yada yeni program yüklemek bunlar arasında sayılabilir. Şu ana kadar fayda sağladım diyebileceğim kısım yeni programları yükleme anlatma sırasında benimde bu programları öğreniyor olmam. İşin teknik kısmı staj raporuna kalsın, gelelim İstanbul tarafına.

Daha pek faydalanamadık gerçi ama yine de insan her geldiğinde yeniden seviyor keretayı. Boğaz trafiği belki köprüyü görmenin yanına bile yaklaşmadan başlıyor, ama bu bile heyecan veriyor insana. İlk eğlence boğazı görebilmek için çekilen hasret. İnsan mükafatını bilince beklemek çok ta sıkıntı değil. Sonrası zaten burada ifade edebileceğim bişey değil, kısmetse bir ara bir balıkçıda bizzat hatırlamak istiyorum, belki o zaman tekrar ifade edebilirim. Birde sonrası var. Bu da aynı baştaki gibi hasret olsa gerek. Çünkü insan tekrar görmek istiyor. Neyse trafik çilesini burda övüpte direksiyon başındaki insanları çileden çıkartmamak lazım, fakat deniz kenarında büyümüş ve yaşamış biri üç sene Ankara ya kapanınca boğaz daha bir anlamlı oluyor.

Üçgünlük izlenim budur. Gönül isterdi ki her gün yazı yazmak mümkün olsa ama zaman sıkıntı yaratmakta. Bu yazı dizisi bu şekilde üç beş günlük aralıklarla devam eder gibi duruyo şuan. Bir daha ki yazıya daha az iş daha çok İstanbul aktarabilmek dileğiyle.

Staja Giriş

June7

Geçtiğimiz kısa dönemde farkettim ki şahsıma açtığım site de ne yeni bir yazı ne birşey. En son üç beş kod var oda yazısız bir blogun çaresiz çırpınışlarının en büyük göstergesi. Dedim ki aklına madem yeni birşey gelmiyor bari staj günlüğü olayına gir, yazılarıda blogda topla. Hem raporu kurtaralım hemde blog bi kendine gelsin. Buda staj günlüğünün açılış konuşması olsun.

Şu an pazar ve yarın ilk iş günü. Fakat uzun dönemdir bu staj konusunda süren rahatlığım şu yakın dönemde de devam ediyor. Umarım rahatlığım staj süresince sorun çıkarmaz. Biraz açıyım stajı, öncelikle yer Türk Hava Yolların Eğitim Başkanlığı. İrice bir simulatör mevcut ve en büyük beklentim az da olsa kurcalamama izin verilicek olması. Bu stajdan memnun olduğum kısım. Hatta bunun mümkün olması için beni zorlıyacak seviyede çalışmaya bile hazırım (naylon değil yani).

Birde sıkıntılı bir yönü var stajın. Genel itibariyle bol ve rahat giyinmeyi seven ben, başvuru sırasında bir kağıt imzaladım. Kağıttan bir kaç başlık şöyle ki kot pantalon yasak ve gömlek giyilmesi şart. Ekmek aslanın ağzında dedikleri bu olsa gerek. Hatta bu sebepten alış verişe çıkmak bile gerekti çünkü normal şartlarda hiç tercih etmediğim için ne gömleğim ne de pantolonum vardı. Şu durumda bir anlık mutluluğu ise annemin yüzünde görme fırsatı buldum. Oda liseden beri (düğünler istisna olarak kabul edilmiştir) beni ilk kez pantolon gömlek ikilisi içinde görüyor olmasıydı.

Bir yazı dizisi olarak planladığım staj günlüğü bu şekilde 20 gün kadar devam edicek. Takip edene iyi eğlenceler, etmeyeninde canı sağolsun. (Diziyi takip edenlere staj sonu bir adet örnek staj raporu hediye edilecektir) Yazıyı sevgili kardeşim İbo dan bir alıntıyla bitirmek isterim “suratım kaymak gibi tipim jilet gibi hop hop hop bütün millet stajcı var mı staj gibinnnnnnnnnnn asdsadsadsa”. (tam metin bu şekilde, bir haftalık stajın bünye üzerindeki etkileri diye de bir yazı gelicek gibi)