Staj yolları taştan
Saat 8:15. Yurttan çıkarken çimlerin köşesinde, uzun boylu yaşlı ama dinç bir adam. Ağır ağır attığı adımlarıyla, benimle aynı minibüse doğru ilerlemekte. Her zaman olduğu gibi bu herhangi insanında hayatını merak ediyorum ve soruyorum içimden, “nereye?” Cevap veriyor “evime”. Bu sefer sordun mu diyorum kendime. Bir cevap daha “evet”. Sonra kafamı sallıyorum uyku sersemliği. Kendisinden de yaşlı gözleriyle bakıyor bana sanki “manyak” dercesine.
Sadece öğrenmek istiyorum oysa ki. Hayatında öğrenmeye değer hiç mi birşey yok? Niye sormuyorum ki, aslında yaşlılar anlatmayı sever, neden yanlış anlasın? Bu sırada adama bakmamaya çalışıyorum, çünkü cesaretimi toplayıp sorabilirsem, “niye bakıyorsun?” demesi istediğim son şey.
Kuruyorum kafamda, mesleğini karısını, çocuklarını…
“Bilkent köprüsünde inebilirmiyim?” Yine kaçırıyordum durağı.
Ve yaşlı adam da benimle aynı durakta iniyor. Köşede yine dilenci dua ediyor ama ekliyor arada “almadan geçme bir lira” Ters ters bakıyor adam, ben alt geçide giderken kendisi üstten devam ediyor. Yollar ayrılınca kafamdan da çıkıyor.
O noktada düşündüğüm artık dilenci, o var merak listemde, onun eşi, onun çocukları… Ne hayatlar var be diyorum, kafamda kurduğum dilenci hayatı için. Kadın ne çekmiş diyorum ve üzülüyorum kafamdaki ucuz tv dizisi tadındaki hayal ürünü yaşamda ki kadın adına.
Sonra staj, bilgisayar ve işte 10 dakikalık bir yurt-staj yolculuğunun daha sonu….